| Merkez Bankası Döviz Kuru | |||
| ALIŞ | SATIŞ | ||
| USD | 47,6260 | 47,7118 | |
| EURO | 55,0422 | 55,1414 | |
Danıştay 2.Dairenin verdiği bu karar ile,Aile hekimliği sisteminde uzun süredir tartışılan performans, ödeme ve çalışma koşullarına ilişkin bazı düzenlemeler yargıya taşınmıştı
10 Temmuz 2025 tarihinde yayımlanan Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği değişikliklerine karşı açılan davada Danıştay 2. Dairesi bazı hükümlerin yürütmesini durdurdu.
Karar yalnızca aile hekimlerinin gelirleri açısından değil; hukuk devleti, belirlilik, ölçülülük ve emeğin karşılığının korunması bakımından da değerlendirilmesi gereken önemli bir gelişmedir.
1. Hekime gelmeyen hastanın bedelini hekim ödememeli
Durdurulduğu açıklanan düzenlemelerden ilki, son 12 ayda aile hekimliği biriminden sağlık hizmeti almayan kayıtlı nüfus için ödeme katsayısının yarıya indirilmesidir.
Buradaki temel hukuki sorun açıktır: Hastanın hekime başvurup başvurmaması hekimin tamamen kontrol edebileceği bir durum değildir. Sağlıklı olduğu için başvurmayan vatandaş nedeniyle aile hekiminin gelirinin azaltılması, kusur ile yaptırım arasındaki bağ açısından tartışmalıdır.
Anayasa'nın 55. maddesi, ücretin emeğin karşılığı olduğunu ve çalışanların yaptıkları işe uygun, adaletli ücret elde etmeleri için devletin gerekli tedbirleri alacağını düzenlemektedir.
2. Bakanlığın takdir yetkisinin de sınırı olmalı
İkinci önemli konu, Bakanlığa bazı nüfus grupları için farklı süre belirleme yetkisi verilmesidir.
İdare elbette sağlık hizmetinin gereklerine göre düzenleme yapabilir. Ancak çalışanların mali haklarını etkileyen kriterlerin açık, belirli ve öngörülebilir olması hukuk devleti ilkesinin gereğidir.
Nitekim Anayasa Mahkemesi daha önce 5258 sayılı Kanun kapsamında aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanlarının sözleşmelerinin feshine ilişkin bir düzenlemeyi incelerken, kanuni çerçevesi çizilmeden yürütmeye sınırsız ve belirsiz bir düzenleme yetkisi verilmesini Anayasa'ya aykırı bulmuştu.
Dolayısıyla mesele yalnızca “Bakanlığın yetkisi var mı?” sorusu değildir. Asıl soru, bu yetkinin sınırlarının yeterince belirlenip belirlenmediğidir.
3. Hasta memnuniyeti, tıbbi doğruluğun önüne geçemez
En fazla tartışılması gereken konulardan biri de hasta memnuniyetinin performans ve ödeme kriterine dönüştürülmesidir.
Hasta memnuniyeti sağlık hizmetlerinin geliştirilmesinde elbette önemlidir. Ancak sağlık hizmeti bir müşteri memnuniyeti ilişkisine indirgenemez.
Bir hekim gereksiz antibiyotik yazmadığında, tıbben uygun olmayan raporu vermediğinde veya hastanın istediği fakat gerekli olmayan bir işlemi reddettiğinde hasta memnun olmayabilir. Buna rağmen hekim tıbben ve etik olarak doğru olanı yapmış olabilir.
Bu nedenle memnuniyet göstergesinin doğrudan ücret kaybına bağlanması, hekimin mesleki bağımsızlığını dolaylı biçimde etkileyebilecek sonuçlar doğurabilir.
4. Akılcı ilaç kullanımı gerekli; ancak yöntem adil olmalı
Akılcı ilaç kullanımı toplum sağlığı ve sağlık harcamalarının sürdürülebilirliği açısından son derece değerlidir. Tartışma, akılcı ilaç kullanımının gerekliliği değil, bunun hekimin ücretini azaltabilecek performans kriterine nasıl dönüştürüldüğüdür.
Her aile hekiminin kayıtlı nüfusu aynı değildir. Yaşlı nüfusun, kronik hastaların veya farklı hastalık profillerinin yoğun olduğu bölgelerde reçete davranışları doğal olarak değişebilir.
Dolayısıyla aynı matematiksel kriterin farklı hasta gruplarına uygulanması görünüşte eşit, sonuçları bakımından ise eşitsiz olabilir. Burada Anayasa'nın 13. maddesinde ifadesini bulan ölçülülük ilkesi önem kazanmaktadır. Temel haklara yönelik sınırlamaların ölçülü olması anayasal bir zorunluluktur.
5. “Beş nöbet” şartında çalışma hakkı ve ölçülülük
Entegre sağlık hizmeti sunulan merkezlerde aile sağlığı çalışanlarına getirildiği belirtilen beş nöbet şartının yürütmesinin durdurulması da çalışma koşulları bakımından önemlidir.
Nöbet yalnızca idari bir görevlendirme değildir; çalışma süresi, dinlenme hakkı, iş yükü ve çalışan güvenliği ile birlikte değerlendirilmesi gereken bir konudur.
Kamu hizmetinin sürekliliği kuşkusuz önemlidir. Ancak kamu hizmetinin gerekleri ile çalışanın hakları arasında makul bir denge kurulmalıdır.
Sonuç: Performans sistemi çalışanın kontrol edebildiği alan üzerinden kurulmalı
Danıştay'ın bu kararı aile hekimliğinde daha temel bir soruyu yeniden gündeme getiriyor:
Bir sağlık çalışanı, kendi kontrolünde olmayan sonuçlardan dolayı ekonomik olarak cezalandırılabilir mi?
Hasta hekime gelmiyorsa, memnuniyet puanı düşükse veya kayıtlı nüfusun hastalık yapısı nedeniyle reçete oranları farklılaşıyorsa bütün bunların doğrudan çalışanın ücretine yansıtılması hukuk devleti, belirlilik, ölçülülük ve ücrette adalet ilkeleri bakımından dikkatle değerlendirilmelidir.
Anayasa'nın 55. maddesindeki “Ücret emeğin karşılığıdır” hükmü bu tartışmanın merkezinde durmaktadır.
Elbette yürütmenin durdurulması nihai iptal kararı değildir. Yargılama süreci devam etmektedir. Ancak verilen karar, sağlık yönetimine önemli bir mesaj niteliğindedir:
Performans ölçülebilir; fakat sağlık çalışanının iradesi dışında gelişen sonuçlar üzerinden emeğin karşılığı azaltılmamalıdır. Sağlıkta kaliteyi artırmanın yolu, çalışanı ekonomik yaptırım tehdidi altında bırakmak değil; bilimsel, objektif, ölçülebilir ve adil bir sistem kurmaktır.
Tamer BAYRAK
Alternatif SağlıkSen
Genel Başkanı