| Merkez Bankası Döviz Kuru | |||
| ALIŞ | SATIŞ | ||
| USD | 45,1436 | 45,2250 | |
| EURO | 53,0961 | 53,1917 | |
Türkiye’nin sağlık vizyonu ve kamusal kaynakların yönetimi açısından oldukça derin bir tartışma alanına işaret ediyor. 24 Nisan 2026 tarihli kararla 71 sağlık tesisinin özelleştirme kapsamına alınması, sadece bir gayrimenkul satışı değil, aynı zamanda sağlık hizmetine erişim modelinin kökten değişimini temsil ediyor.
Sağlıkta "Merkez" Kaybı: 71 Kamu Taşınmazının Özelleştirilmesine Analitik Bakış
Türkiye’nin sağlık sistemi, son yıllarda "Şehir Hastaneleri" modeliyle büyük bir dönüşüm geçirdi. Ancak 24 Nisan 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan karar, bu dönüşümün artık fiziksel bir tasfiyeye evrildiğini gösteriyor. Şehir merkezlerinde, ulaşımı en kolay ve rant değeri en yüksek olan 71 devlet hastanesi arazisinin özelleştirme kapsamına alınması, kamusal sağlık hizmetinin geleceği adına ciddi riskler barındırmaktadır.
1. Erişilebilirlik ve Sosyal Devlet İlkesi
Sağlık hizmetinin temel prensibi, hizmetin vatandaşa en yakın noktada sunulmasıdır. Şehir dışındaki dev kampüslere mahkûm edilen vatandaş, ulaşım maliyeti ve zaman kaybıyla karşı karşıya kalmaktadır. Merkezdeki hastane arazilerinin satılması, alt gelir grubunun sağlık hakkına erişimini zorlaştırarak, anayasal bir hak olan "sağlık hizmetlerine eşit erişim" ilkesini zedelemektedir.
2. Kentsel Hafıza ve Stratejik Kayıp
Satışa çıkarılan bu alanlar, sadece bina değil; mahallelerin, ilçelerin kentsel hafızası ve stratejik rezerv alanlarıdır. Bugün satılan bir arazi, yarın artan nüfusla birlikte yeni bir Aile Sağlığı Merkezi veya 112 istasyonu ihtiyacı doğduğunda, astronomik maliyetler nedeniyle geri kazanılamayacaktır. Bu durum, gelecekteki sağlık planlamalarını imkânsız hale getirecektir.
3. Ekonomik Paradoks: Şehir Hastaneleri ve Bütçe
Hükümetin bu satışlardan elde edilecek geliri "sağlık yatırımlarına" yönlendireceği tezi, mevcut ekonomik tabloda bir paradokstur. Şehir Hastanelerine ödenen kira bedelleri ve hasta garantileri bütçede devasa açıklar oluştururken, çözümün merkezdeki mülkleri elden çıkarmak olması, sürdürülebilir bir finansal yöntem değildir. Alternatif Sağlık Sen’in de vurguladığı gibi, tasarruf merkezdeki hizmeti satarak değil, bütçeyi yutan devasa işletme garantilerinden feragat ederek sağlanmalıdır.
4. Küresel Örnekler: Çöken Modeller
İngiltere (NHS) ve bazı AB ülkelerinde denenen benzer özelleştirme ve devasa sağlık kampüsü modelleri, bugün personel yetersizliği ve hizmete ulaşım zorlukları nedeniyle ciddi krizler yaşamaktadır. Türkiye'nin, bu ülkelerin terk etmeye çalıştığı "hizmeti merkezden uzaklaştırma" politikasını benimsemesi, yakın gelecekte bir sağlık krizine davetiye çıkarmaktadır.
Kısaca;
Sağlık alanları birer "gayrimenkul" değil, kamusal yaşamın sigortasıdır. 2028 yılına kadar tamamlanması öngörülen bu özelleştirme süreci durdurulmalı; söz konusu araziler satış yerine, ihtiyaca binaen butik sağlık tesisleri (ASMLer, Sağlıklı Hayat Merkezleri) olarak modernize edilmelidir. Milli menfaat, arazilerin nakde dönüştürülmesinde değil, halkın sağlığının merkezde tutulmasındadır.
Tamer BAYRAK
Alternatif SağlıkSen
Genel Başkanı