| Merkez Bankası Döviz Kuru | |||
| ALIŞ | SATIŞ | ||
| USD | 44,4155 | 44,4955 | |
| EURO | 51,1885 | 51,2807 | |
Sağlıkta Yolsuzluk Neden Arttı? Tek Sebep Sözleşmeli Yöneticiler mi, Yoksa Daha Derin Bir Sistem Sorunu mu?
Son yıllarda sağlık sektöründe artan yolsuzluk iddiaları, kamuoyunda ciddi bir güven krizine yol açmış durumda. Neredeyse her gün yeni bir operasyon haberiyle karşılaşılması; sahte reçeteler, usulsüz raporlar, bıçak parası, rüşvet ve çıkar ilişkileri gibi olayların sistematik hale geldiği yönünde güçlü bir algı oluşturuyor. Üstelik bu vakalar yalnızca belirli bölgelerle sınırlı kalmayıp, küçük ilçe hastanelerinden büyük şehir hastanelerine ve il sağlık müdürlüklerine kadar geniş bir alana yayılmış durumda. Bu tablo, sorunun bireysel hatalardan çok daha derin, yapısal bir kriz olduğunu düşündürüyor.
Peki sağlıkta yolsuzluk neden artıyor? Bu artışın temel sebebi gerçekten sadece sözleşmeli yöneticilik sistemi mi? Yoksa 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile şekillenen yeni yönetim modeli ve liyakat eksikliği daha belirleyici bir rol mü oynuyor?
Yolsuzluk çoğu zaman bireylerin etik dışı davranışları olarak değerlendirilir. Ancak sağlık sektöründe yaşanan son gelişmeler, bu yaklaşımın yetersiz olduğunu ortaya koyuyor. Çünkü olayların büyüklüğü, organizasyon yapısı ve sürekliliği; ortada bireysel değil, sistemsel bir problem olduğunu açıkça gösteriyor.
Birçok dosyada, yolsuzluk ağlarının organize şekilde çalıştığı, hatta bazı durumlarda sistem içindeki farklı aktörlerin birbirini koruduğu görülüyor. Bu durum, denetim mekanizmalarının da sorgulanmasına yol açıyor. Zira denetlemesi gereken kişilerin de zaman zaman bu ağlara dahil olduğu iddiaları, sistemin kendi kendini denetleme kapasitesini kaybettiğini gösteriyor.
Türkiye’de sağlık yönetiminde önemli bir kırılma noktası olan 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname, sağlık sisteminde merkeziyetçi ve performans odaklı bir yapının önünü açtı. Bu düzenleme ile birlikte yöneticilik modeli de köklü şekilde değişti ve sözleşmeli yöneticilik sistemi yaygınlaştı.
Bu sistemin amacı; daha esnek, hızlı karar alabilen ve performansa dayalı bir yönetim anlayışı oluşturmaktı. Ancak uygulamada bazı ciddi sorunlar ortaya çıktı:
Bu durum, yöneticilerin risk almaktan kaçınmasına ve sorunları derinlemesine çözmek yerine görmezden gelmesine neden olabiliyor.
Sözleşmeli yöneticilik sistemine yönelik en önemli eleştirilerden biri, yöneticilerin görev güvencesi endişesi taşımasıdır. Bu endişe, birçok yöneticinin kritik durumlarda inisiyatif almaktan kaçınmasına yol açabilir.
Bir sağlık müdürünün ya da hastane yöneticisinin, sistem içindeki usulsüzlükleri fark etmesine rağmen harekete geçmemesi; çoğu zaman bireysel korkularla açıklanır. Ancak bu korkuların kaynağı sistemin kendisidir. Eğer bir yönetici, aldığı kararların kariyerini riske atacağını düşünüyorsa, doğal olarak sessiz kalmayı tercih edebilir.
Bu durum zamanla “sessizlik kültürü” oluşturur. Yani herkes sorunları bilir, ancak kimse konuşmaz. Böyle bir ortamda ise yolsuzluk kaçınılmaz olarak büyür.
Yolsuzluk tartışmalarında en sık dile getirilen kavramlardan biri de liyakattir. Liyakat, bir göreve en uygun kişinin, bilgi, beceri ve deneyim esas alınarak atanması anlamına gelir. Ancak sağlık sektöründe yapılan bazı atamalarda bu ilkenin yeterince gözetilmediği yönünde ciddi eleştiriler bulunmaktadır.
Liyakatsiz atamalar şu sonuçları doğurur:
Bu noktada şu soruyu sormak gerekir: Bir sistemde liyakat zayıflamışsa, yolsuzluk gerçekten engellenebilir mi?
Her ne kadar sağlık sektöründe çeşitli denetim mekanizmaları bulunsa da, mevcut durum bu mekanizmaların yeterince etkili olmadığını göstermektedir. Denetim süreçlerinin şeffaf olmaması, denetçilerin bağımsızlığının tartışmalı olması ve bazı durumlarda denetimlerin yüzeysel kalması, yolsuzlukla mücadeleyi zorlaştırmaktadır.
Daha da önemlisi, denetim sisteminin içinde yer alan bazı kişilerin de usulsüzlüklere karıştığı iddiaları, sistemin güvenilirliğini ciddi şekilde zedelemektedir.
Sağlıkta yolsuzluğun artmasında yalnızca yönetimsel faktörler değil, ekonomik ve sosyal etkenler de rol oynamaktadır. Artan yaşam maliyetleri, gelir dağılımındaki adaletsizlikler ve mesleki tatminsizlik gibi unsurlar, bazı çalışanları etik dışı yollara itebilmektedir.
Ancak burada önemli bir ayrım yapılmalıdır: Ekonomik zorluklar, yolsuzluğu açıklayabilir; fakat asla meşrulaştıramaz. Asıl mesele, bu tür davranışların neden sistematik hale gelebildiğidir.
Sağlıkta yolsuzluk sorununu çözmek için yüzeysel önlemler yeterli olmayacaktır. Bu noktada kapsamlı ve yapısal reformlara ihtiyaç vardır:
Ayrıca, sağlık çalışanlarının çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve mesleki motivasyonlarının artırılması da büyük önem taşımaktadır.
Sağlıkta yolsuzluğun artışı, tek bir nedene indirgenemeyecek kadar karmaşık bir sorundur. Sözleşmeli yöneticilik sistemi bu sorunun bir parçası olabilir; ancak tek başına açıklayıcı değildir. Asıl mesele, 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile şekillenen yönetim anlayışı, liyakat eksikliği, denetim zafiyetleri ve sistemin genel işleyişindeki aksaklıkların bir araya gelmesidir.
Eğer bu sorunlar bütüncül bir yaklaşımla ele alınmazsa, bugün konuşulan yolsuzluklar yarın daha büyük krizlere dönüşebilir. Sağlık gibi hayati bir alanda güvenin sarsılması ise sadece kurumları değil, toplumun tamamını etkileyen bir risk haline gelir.
Bu nedenle asıl soru şudur: Sorunu konuşmakla mı yetineceğiz, yoksa gerçekten çözmek için cesur adımlar mı atacağız?
Tamer Bayrak
Alternatif Sağlıksen
Genel Başkanı